DOLAR 7,5345
EURO 8,9835
ALTIN 411,42
BIST 1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kayseri 11°C
Karla Karışık Yağmur
Kayseri
11°C
Karla Karışık Yağmur
Pts 10°C
Sal 14°C
Çar 15°C
Per 15°C

FETÖ-PDY Hakkında Üç Tespit

09.01.2021
781.412
A+
A-

Refah-yol hükümetinin iktidar olması üzerine dışarıdaki düşmanlar içerdeki hainleri harekete çevirmiş, kural tanımadan, “kuduzlar” gibi her tarafa saldırıyorlardı. Hükümeti yıkmak için ellerinden geleni yapıyor, ülkenin tüm kesimlerine korku salmaya çalışıyorlardı. Başörtü düşmanlığını o kadar ileriye götürmüştüler ki, evladının yemin törenine giden altmış yaşını üstündeki başörtülü kadınlar bile tören alanından uzaklaştırılıyor, üniversite yerleşke nizamiyesine başörtülü gelen kız talebelere fiili saldırıdan çekinmeden, “kirli” elleriyle bu öğrencilerin başörtülerini çıkarmaya uzatıyorlardı… Ülkenin siyasi belirleyici gücü, jakoben zihniyetin ”emir komutasınca” teslim alınmış gibi duruyor, Genel kurmayda basın ve yargı mensuplarına talimatlar veriliyor, temel hak ve özgürlükler açısından ülke “karanlık” günler geçiriyordu…

Bu atmosferde benim çok önemli bir tespitim oldu.

Ben o zaman Kars’ın Kağızman ilçesindeki Tugay da çalışıyordum. Lojmanlar birliğe çok yakın olduğu için öğle yemeklerinde eve geliyor, hem rahat abdest alıp namaz kılıyor, hem de vakit yettiği kadar öğle yemeğini yiyip, mesai saatine yetişiyorduk.

Gene böyle bir günde öğle vakti idi, ben evden çıkıp birliğe giderken yolda biri bizim binada biri diğer binada oturan ve geldiğimizden beri başörtülü olan iki çalışan hanımın başları açmış bir vaziyette yürüdüklerini görünce -doğrusu- onların olduğunu tahmin etmedim. Yol stabilize olduğu için toz olmamasına özen gösterdiğimden yavaş gidiyordum, yanlarına iyice yaklaşınca bu iki bayanın bizim lojman da oturan bayanlar olduğunu anladım. Buna çok bir mana veremedim ama üzülüp yoluma devam ettim.

Öğle içtimasından sonra benim binada oturan bayanın beyini, “odama bir çay içmeye gelebilir misiniz?” diye çağırdım. Kırmadı, geldi çay ikram ettikten sonra “Kusura bakmayın, merak ettiğim için bir şey sormak istiyorum: yolda gelirken eşinin başını açmış olarak gördüm, tuhafıma gitti bu neyin nesidir!” dediğimde, kendinden çok emin, birazda da ukala bir üslupla “bu onun tercihi!” dedi. Aslında bunun manası “sana ne?” der gibi idi ama ben devam ettim: “Tabi ki onun tercihi. Ben insanların tercihine saygı duyarım, sadece ani değişikliği merak ettim. Çünkü iki yıldır komşumuzsunuz eşinin tercihi değişmiyordu da bir gecede bu tercihinin 180 derece tersine değiştiğini görünce merak ettim!” sözlerim karşısında, -daha sonra Fethullah Gülen’e ait olduğunu öğreneceğimiz- şu cümlesini söyledi: “Başörtüsü çok önemli bir imani mesele değil; fürüattandır” diye… Beynimden vurulmuş gibi oldum. “Bu senin fikrin mi, yoksa Fethullah Gülen’in fikri mi?” diye sorduğumda cevapta zorlanınca Gülen’in sözü olduğunu tahmin ettim. Ve o zaman komşuma şu cümleleri söyledim: “Bak komşum, eğer siz Allah’ın emrini Fethullah Gülen’in ‘emri’ için ayaklarınızın altına alacak kadar inancınızdan ‘taviz’ verirseniz, acınacak duruma düşmüş olursunuz, daha açık söyleyeyim “ikiyüzlü” olmuş olursunuz. Bu neticede insanı şuraya götürür ki; size ‘talimat’ geldikçe dini değerleri bozar, ‘haysiyetinizi’ bile ayaklar altına alacağınız manasını taşır, Bu çok tehlikeli bir durumdur, vallahi bu mantıkla hiç akla gelmeyecek şeyleri yaparsanız bile şaşmam!” dedim. Bu kadar açık ve net konuşacağımı tahmin etmiyordu, çok bozuldu, sözle bir şey söylemedi ama hışımlı hareketleri ile tepki verip çekti, gitti. Bir daha ne odama gelebildi ve nede ben odasına gittim. Bir-iki kişiye “bana çok ağır konuştu!” diye serzenişte bulundu ise de benim yapımı bilen bu arkadaşlar, “Mehmet Şerif boş konuşmaz” diyerek onun “yanlış” yaptıklarını söylemişlerdi. Devletin işleri haricinde bir irtibatımız olmadı, o sene ki tayin döneminde ataması başka bir vilayete çıktı, gitti.

Tabi ki bunlara çok üzüldüm. Mesai bitimin de eve gittim. Eşim sofrayı kurmaya çalışıyordu. “Hanım dur, çocukların hepsini salonda topla çok önemli bir hususu söyleyeceğim!” dedim. Elimi yüzümü yıkayana kadar çocuklar hazırlanmıştı. Bu durumu anlattım, onlarda, benim gibi çok üzüldü. Ama bizim tesir edecek bir durumumuz yoktu. O yüzden eşimle çocuklarıma o gün şunu vasiyet ettim: “Bunlar Fethullah Gülen’in emrini yerine getirmek için her kutsal değeri ayakaltına alabilecek yapıdadırlar. Bu günden sonra bu gibi insanları böyle değerlendirip, onlardan olabildiğince uzak duracaksınız! Bu sizlere ölene kadar ‘vasiyetimdir.’ Akılınızı hiçbir zaman kimseye ‘kiraya’ vermeyeceksiniz!” diye tembih ettim. Allah’a şükür, çocuklarımız bu güne kadar böyle davrandı; bundan sonra da Allah bu istikametten ayırmasın inşallah!.. Yıl 1997 sonu veya 1998 idi. Bu ilk tesbitimi zaman zaman bazı dostlara anlatınca bana “çok ağır” konuştuğumu söyleyerek kızarlardı. Onlara “zaman en iyi müfessirdir, kaydını izhar etse itiraz olunmaz!” derdim. Anlattığımın arkasındayım diye ifade ederdim.

…Ve gün geldi “zaman kaydını koydu.” Biz anlattıklarımızda –maalesef- haklı çıktık. Ayrıca onların başörtüsünden “taviz” vermeleri, ülkeye çok pahalıya mal oldu; başörtüsü mücadelesi veren binlerce insanın “ümitleri” kırıldı. Meydan “bu bin sene sürecek” diyen darbeci zihniyetli “ali kıran; baş kesenlere” kaldı! (…………………………….)

İkinci Tesbitim:

2013 yılının Eylül ayı idi. 31 Mart 2014’te yapılacak mahalli seçimlere epey zaman vardı. Henüz adaylar belli değil, kimse seçimle ilgili bir şey konuşmuyordu. Biz Kayseri Şafak radyo da canlı yayınlanan “Günün Yorumu” programında idik, konu Mustafa Sarıgül’e gelince ben: “ Mustafa Sarıgül, 2014’teki mahalli seçimlerde CHP’nın İBB adayı olacak ve Zaman Grubu ona oy verecekler!” diye söyledim. Program yapımcısı, radyo müdürümüz, milli ve manevi değerlerde çok hassas Ahmet Bey elini masaya vurarak “OLAMAZ!” diye koltuktan yukarıya doğru fırladı. Ben de “ dur, Ahmet bey, heyecanlanmayınız, bunu ben söylemiyorum. Bunu, Fethullah Gülen Mustafa Sarıgül’e söylüyor” dedim. “Olmaz/Olmamalı…” diye söylenip durdu. Ve 31 Mart 2014 Mahalli seçimler için adaylar açıklandığında Mustafa Sarıgül’ın CHP’nın İBB adayı olduğu görüldü, 31 Mart 2014 seçim pusulalarına Zaman Grubu “onurla”(!) CHP’ye oy verdilerine dünya âlem şahit oldu. Bunu neyin karşılığında yaptıklarını çok bilmiyorum. Çünkü basına bunların detayı yansımadığı için takip edemedim. Ama “talimatın” gereğini yerine getirdikleri aşikâr idi. Aslında bu ikinci tesbitim bir çözülmeyi de gösteriyordu.

…Ve Üçüncü tesbitim:

13 Nisan 2015 tarihinde Zaman Gazetesinin Yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın HDP’li Diyarbakır BB Başkanı Gülten Kışanak ile belediye binasında gizlice görüşmesinin ardından gene ben radyoda “bu Zaman Grubu gelecek seçimde HDP ye oy verecekler” deyince Ahmet Bey, “yahu, bu kadar da olamaz!” diye şaşkınlığını dile getirdi. Kısa süre sonra HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş “bizim cemaatlerle bir problemimiz yoktur!” dedi. Ve bunlar HDP ye oy vermek için öğle bir çalıştılar ki; “onurlarını” da, “haysiyetlerini” de feda ettiler. Bu tarihten sonra yapılan 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde polis ve asker lojmanlarında HDP ye çok yüksek oranda oy çıkması tesadüf değil idi. [Şırnakta: Polislerin sandığında :% 74, Askerlerin iki sandığında ise % 67 ve % 69 ‘ü HDP’ye, Batman ve Diyarbakır’daki asker-polis sandıklarında da HDP birinci parti çıkmıştı.] AKP’nın istediği referanduma oy vermek için “mezardakileri” bile kaldırın diyen zihniyete taban tabana zıt, Marksist komünist bir partiye oy vererek, benim birince madde de anlattığım tesbiti ne yazık ki çok haklı çıkardı.

İnsan istediği partiye oy vermede serbesttir. Fakat muhafazakâr AKP’den, Ulusalcı Jakoben CHP’ye ve bunun ardından komünist HDP’ye aynı oyu vermek, mantıklı ve karakterli bir seçmen profili değildir; bir yerlerden “emir” almanın neticesidir.

17/25 Aralık 2013 Yargı darbesi, 7 Şubat 2014 MİT müsteşarı komplosu, 1 ve19 Ocak 2014 MİT Tırları ihanetin ardından, 28 Mayıs-30 Ağustos 2013 GEZİ provakası, 6-8 Ekim 2014 Kobani olayları… Bunlar hepsi bir elden tertiplenmiş, farklı figüranlara rol biçilmiş planlar idi.

“vakit izhar oldu.” Yıllar önce söylediğimi: “Bu mantıkla ‘emir almaya’ devam ederseniz, gün gelir hiç akla gelmeyecek şeyleri yaparsanız bile şaşmam!” tespitim en acı şekilde tezahür etti. En büyük ihaneti yapma ” alçaklığını” 15 Temmuz 2016’da kanlı darbe girişimi ile gösterdiler. Bu işgal ve kıyım ihanetini memleketin her tarafına yaymaya çalıştılar ama Allah onların hesabını “boşa” çıkardı. Reisi Cumhurun “kararlı” tavrı ve milletin “ferasetli” davranışı sonucu; 248 şehit ve 2196 gazinin kanları sayesinde bu milleti onların “zilleti” altına girmekten kurtardı.

12 Eylül 2010 referandumunda: “mezardakileri çıkarıp oy verdirin” şaklaban ustası Fethullah Gülen’in bu çok mübalağalı sözünü “tenkit” ediyor; iktidardaki AKP’de “sözü ağır” olanlara ulaşması için şunu gönderiyordum: “Devletin kurumlarının bunlara bu kadar teslim edilmesi yanlış bir yaklaşımdır. Bunların kişilik ve yapıları “emir” aldıklarında veya menfaatlerine ters düştüğünde yapmayacakları iş yoktur, rahatlıkla dini değerleri ayakları altına aldıkları gibi; hiç akla gelmeyecek şeyleri bile yaparlar!” dememize rağmen, hemen hemen kale alan olmadı ama gıyabımızda bizi tenkit edenlerin sözleri kulağımıza geliyordu. Tabiri caiz ise devletin kurumları içinde “cirit” atıyorlardı. Tüm bunlara rağmen biz doğruları söylemeye devam ettik. Allah’a şükür biz yanılmadık, bizi tenkit edenler yanıldı…

2014 İstanbul belediye seçimlerinde “Zaman grubu İstanbul’da Mustafa Sarıgül’ü destekleyecek ve seçimlerde CHP ye oy verecekler” dediğimiz için nerede ise birileri bizi linç edecekti. Ama gün geldi Mustafa Sarıgül aday oldu ve FETÖ’cu şaklabazları ona oy vererek, bizim söylediklerimizi “doğruladı.” Bundan sonra birçok insan beni arayıp “helallik” istedi; “senin o günlerde söylediklerin ‘doğru’ imiş kardeşim, hakkınızı ‘helal’ ediniz!” diye… Bizde yanlışlarını anlayanlara hakkımızı “helal” ettik.

Bazı saf derun insanlar, “ileri-geri” konuşunca bunları yazmak durumunda kaldım. Halen FETÖ/PYD’nın “siyaset” ayağı ciddi manada ele alınmadı. Vatandaş bu “kudretlilere ne zaman vakit gelecek” diye merakla beklemektedir.

Son günlerde birilerinin “darbe” ifadeleri, ana muhalefetin sıkılmadan, mandacı zihniyetle ABD’ lı Bıden‘den “destek” isteyerek hükümeti “devirmeye” çalışma söylemleri, Boğaziçi Üniversitesindeki olaylar [ belki de bunları başka olaylar takip edecek…] Geçmiş olaylara benzeyen tesadüfü olmayan hadiselerdir. Ömrümüz varsa –bekleyip- göreceğiz.

Bu şahıslar hakkında yıllar önceki tespitlerim için onların sıfatına siz ne derseniz deyin!.. Biz o zaman dediğimizi demişiz. Bu günlerde oynanan oyunları daha iyi anlamak için, bence bunları bir kez daha düşünmekte fayda vardır.

Mehmet Şerif GÜNDÜZ/ Email: sg-kys@hotmail.com

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

  1. Avatar Sultan Altuntaş dedi ki:

    Selam paylaşımın cidden çok iyi, sosyal medyada paylaştım

    1. Avatar serifgunduz dedi ki:

      Yazıya gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Önerilerinizi Email adresine yazabilirsiniz. Üç aylarınız tebrik ederim.

  2. Avatar Ozan Kığıl dedi ki:

    Yazılarınızı Beğenerek Okuyorum Çok Sevgiler