DOLAR 7,4126
EURO 9,0363
ALTIN 441,98
BIST 1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kayseri 7°C
Parçalı Bulutlu
Kayseri
7°C
Parçalı Bulutlu
Paz 8°C
Pts 9°C
Sal 11°C
Çar 12°C

Başlarken

01.12.2020
1.494.794
A+
A-

1978 yılının Eylül ayı idi. Teknik Liseyi büyük şehirlerin birinde okumak için araştırma yapıyorduk. 1976 dan beri  “Can Dostum”  Burhan Zengin  ağabeyimle  “Adana ve Mersin’den sonra bir de Kayseri’yi görelim” diyerek Kayseri’ye geldik.  Osman Kavuncu Caddesindeki “eski terminal” de otobüsten indiğimizde sabah ezanı okunuyordu. O kadar akustik bir sesle kulağa hoş geliyordu ki, sanki minareden çıkan sâda,  bir yerlerde (Erciyes Dağında) yankılanıp şehre geri dönüyor gibi hissetim. Gün aydınlanmaya başladığında; Erciyes dağı yavaş yavaş belirginleşiyor, esen serin rüzgârla bu yankının dağda mâkes bulduğunu anladım. Haşmetli duruşu ile ihtiyar delikanlıları” andıran,  başındaki beyaz karlarla, bize “tebessüm” ediyormuşçasına baktım.

…Ve bu ilk gördüğümden beri Erciyes dağını sevdim. Erciyes ismine hep “ilgi” duydum. Hatta 1982 yılında askeri okulda okurken müstear isimle Tasvir Gazetesinde “Erciyes’e hasret!” diye bir makale kaleme almış, aylardır Erciyes’ten uzak kalmanın “özlemini” dile getirmiştim.

Halil İbrahim Karadavut Bey “Haber Erciyes ismiyle bir site kurduklarını ve bizden de yazı beklediklerini”  söyleyince,  “olur” dedim ve Erciyes ismine sevindiğimi belirttim.  Elbette her isim dağın insana hissettirdiklerin vermez ama bazı manaları tefekkür etmeye  “vesile”  olur.

Ulusal bir gazetenin 2007-2011 yılları arasında Kayseri il temsilciliğini yaptığım zaman bazen haftada iki, bazen daha sık aralıklarla makaleler yazmaya çalışırdım. Ondan bu yana epey zaman oldu makale yazmadım. Kendi araştırmalarıma biraz daha ağırlık verdim.  İlk makaleler “ısınma” nitelikte değerlendirilerek  “müsamaha” ile karşılanmasını beklerim.

Yazarken; muhatap evvela kendi “nefsimdir!” İsteyen “nefsim ile beraber” mütalaa edebilir. Amacımız hiçbir zaman kimseyi “tahkir ve tezyif” olmayacak; gördüklerimizi yazı dili ile düşünmeye gayret edeceğiz.  Adeta bir talebenin “dersini sevdikleri ile paylaşması” niteliğinde olacaktır.

“Doğruların” söylenmesi – bazen- kolaydır ama muhataplarca “hazmı” bir hayli zordur! Olayları değerlendirirken şahısları küçük görme babında kimseye “Haydo” demeyeceğiz;  şahısları yükseltmek için de “Haydar ağa” da demeyeceğimiz gibi kişiyi veya olayı olduğu gibi değerlendirip, “Haydar”  diyeceğiz. Umarım bundan da kimse alınmaz!

“Şak şaka” asla tevessül etmeyeceğiz. Zira benim karakter yapımda bu hiç yoktur.   Hak ve hakikati söylemenin bir mes’üliyet olduğu düşüncesindeyim.  Rahmetli şair Sezai Karakoç’un:

 “Canım sağ oldukça rahmetli babam;

Susarsam, hakkını helal etmezsin!” dediği gibi diyemesek de, onunla bu konuda müttehit olduğumuza inanıyorum. Çünkü  “hakkın hatıra âlidir; hiçbir hatıra feda edilmez!”  ve feda edilmemelidir!

Atalarımızın duygularına tercüman olan büyük şairimizin  “Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” demesi hayatımızda mihenk taşı olmasına çalışırken; “Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu (her yerde) demek doğru değildir.” İnsaf düsturunu da unutmayacağız.

Rabbime hamd-u senalar olsun! Geçmişten bu güne kadar radyo dili ile söylediklerimizden, matbuat lisanı ile yazdıklarımızdan dolayı bizi mahcup etmedi, bundan sonra da etmesin inşallah! Dün yazdıklarımızın arkasında durduğumuz gibi bu gün yazdıklarımızın arkasında durmayı nasip etsin!

Yazar,  bazen ağlar; bazen ağlatır. Yazdıklarıyla bana şiiri sevdiren, milli şairimiz gönül ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi:

 “Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!” diyebilsek de…

 “Kalemin hakkını vermeye” gayret edeceğiz.

Zira Kur’an’ı Kerimde “Kalem” süresi var, kalemle yazılanların ne kadar önemli olduğunu buradan anlıyoruz. Çünkü kılıca “yön” gösteren kalemdir.

Yazarken Peygamber Efendimizin (asv) “ya hayır söyle; ya sus!” hadisi şerifi ana prensibimiz olacak, Kur’anı Kerimde geçen “Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar…. (İsra: 53)” emrini unutmayacağız. “Faydasız ilimden Allah’a sığınmaya” dua edeceğiz!  Batılı tasvir etmeden “Edipler edepli olmalı” düsturuna riayet edeceğiz.  

Dili, doğru kullanabilmek için kültürümüze sokulan uydurukça ifadelerden azami derecede sakınmaya çalışacağım ama bilmeden kullanacağımız kelime olursa, inşallah bizi ikaz edersiniz! Yazılmasını istediğiniz her hangi bir konu varsa, bize öneride bulunabilirsiniz. İlgi alanımıza girenleri kaleme alamaya çalışırız.

İnançlarımız, bayrağımız, vatanımız ve ülkemizin maddi ve manevi değerleri ile insanların haysiyet ve hukuku bize göre “tartışma” konusu olamaz!

Yazılarda eksikler ve yanlışların tamamı “şahsıma ait” olacak; güzellikler okuyucu ve sitede emeği geçenlere olacaktır. Gördüğünüz hatalarımızı “tarafgirlik” gözlüğü ile bakmadan,  bize iletmenizden çok memnun olacağım. Zira eksiği söyleyeni “hakiki dost” niteliğinde değerlendireceğiz. Yazdıklarımızda “doğru” olduğuna kanaat getirdiklerinizi kabul edebilirsiniz ama sizce “doğru’ olmadığını zannettiğiniz hususları bize ret ediniz! Yorum ve tahlillerinizde izzeti rencide edici dil kullanmayacağına inanıyorum!

Yazılarda bazen bir fotoğraf, haber, günün tarihi ve iktibasları değerlendirmeye çalışacağız. Aslında  “sokak röportajlarını” çok seviyorum. Çünkü “halkın nabzı” orada olduğu gibi atıyor.

Herkesin kendine has bir yazı tarzı vardır. “Kopyala yapıştır” tarzındaki çalışmaları pek doğru değerlendirmiyorum. Yazarın “nev-i şahsına” mahsus bir üslubu olmalıdır.

Yazdıklarımızdan “mesul” olduğumuzun bilincinde olacağız. Günlük siyasi olayların akışında çok “boğulmamaya” çalışacağız; yarınlara daha “kalıcı” hususların yazılmasını arzu ediyorum. Çünkü “Hoş bir seda” bırakabilmek gerekir.   Vaktim ve sağlığım elverdiği sürece, yazı yazma sıklığını zaman zaman değerlendireceğiz.

Ülkemizde siyasi tarafgirliğin iktidar ve muhalefet cephesinde  “zirve” yaptığı bir zamandayız. Dünyada ise başta ABD ve diğer dörtlü çetenin yanı sıra,  İsrail’in zulümleri  “gayretullaha dokunma” durumuna gelmiş gibi gözüküyor. Allah bizleri de onlarla beraber helak etmesin! 

Nerede ise bir yıla yakındır dünyayı “hallaç pamuğu gibi” savuran ve son dokuz aydır ülkemizi de “ciddi” manada “tesiri” altına alan Corona salgın hastalığından dolayı vefat eden tüm ehl-i İmana Allah’tan rahmet diler, ülkemizin ve tüm insanlığın bu musibetten bir an önce kurtulmasını, Cenab-ı Haktan niyaz ederim.  Salgını önlemede gerek devlet ve gerekse sağlık çalışanlara yardımcı olmak için, vatandaşlık sorumluluğumuzun idraki ile hareket etmemiz gerektiğini de hatırlatmak isterim ki; ikaz ve kurallara harfiyen uymalıyız!..

Vefatların hız kazandığı ihtiyar dünyamızda, güz aylarını geride bıraktığımız halde, halen yağmur ve karın yağmamasını bir “ikaz-i İlahi” olarak değerlendirip; insanlığın manevi olarak zulümden “temizlenmesine” vesile olmasını ümit ederiz.

İlk yazı olduğu için belki “kim olduğumuzu” merak edersiniz!  Onun için kısaca eğitim, iş ve yazı geçmişimden bahsedeyim.

1976 yılında Batman Petrol ortaokulda okurken Türkçe öğretmenimiz Nazmi Şimşek hocamızın “okumaya ve yazmaya” verdiği değeri, rahmetli babamın da henüz daha ilkokul birinci sınıfa birkaç gün gitmişken,  gazete alıp bana okumamı istemesini pekiştirdi. 1976 yılından beri değişik isim ve aralıklarla dergi ve gazetelere haber ve yazı yazdım. Roman, hatıra, yakın tarih ve edebi konularında kitap çalışmalarım var. Bana göre evimizin en değerli malzemeleri, 1976 yılından beri biriktirdiğim arşiv ve kitaplarımdır.

1981 yılında Kayseri Endüstri Meslek Lisesinden mezun olduktan sonra Balıkesir Ord. Astsb. Sınıf okulunun ardında, AÜ. İşletme fakültesini, Erciyes Üniversitesi MYO Makine bölümünü ve  AÜ. Radyo ve Televizyon programcılığı bölümlerini okudum.

 KKK Tekn. Astsb olarak 2006 yılında emekli oldum.  Bazen radyoda program yapmaktayım. 1985 yılından beri olan futbol hakemliğim, il gözlemciliği olarak devam ediyor.  1990 yıllardan beri sürücü kursularında verdiğim araç tekniği,  trafik ve çevre bilgisi derslerini aralıklarla sürdürüyorum.

1963 yılında Batman ili Gercüş ilçesi Erdi(Yamanlar) köyünde doğdum. Evli ve dört çocuk babasıyım.

Bu başlangıç yazımız bir hayli uzun oldu. “Hoşgörü” ile karşılamanızı ümit ederim. Çünkü birbirimizi tanımak için bazı şeylerin başta söylenmesinde fayda vardır.

Bu yazı vesile bir şükrü ifa etmek istiyorum. Benim Türkçe dilini öğrenmemde, yazı yazmamda, eğitimimde, şiiri anlamamda, fotoğraf çekmemde,  gazetecilikte, radyoculukta, tiyatro ve kısmen müzik çalışmaları vb kültürel faaliyetlerimin her aşamasında,  emeği geçen hoca ve eğitmenlerime bütün ruhu canımla hürmet ve muhabbetlerimi arz ederim. Erciyes Haber çalışan ve yöneticilerini tebrik eder,  güzel faaliyetlerinin başarı ile devamını dilerim.

 Ölmeden önce bu sitede yazı yazmayı sonlandırır isek; başladığımız bu güzellik gibi hitama vermeyi niyaz ederim!

 Yazma gönül işidir; emek ve gayret ister. Okumak ise tahammül ve sabır ister. Biz üzerimize düşeni yapıp;  neticeyi Allah’tan bekleyeceğiz.

Biz “emek” vereceğiz; siz de “tahammül” edersiniz inşallah!

Dua dileğiyle, yazılarda görüşünceye dek,  Allah’a emanet olunuz derken bir dörtlükle yazıyı noktalıyorum:

“Hayli zaman oldu etmedik kelam,

Muhabbetler olsun binlerce selam.

Günler ardı sıra akıp giderken;

Burada bu gün başladık vesselam!”

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.